10 Temmuz 2012 Salı

Schadenfreude

Ağızdan çıkanlarla hareketlere yansıyanlar uzun zamandır örtüşmüyor insanoğlunda. Sanki hepimiz bir yalanın vücut bulmuş halleriyiz. İşin kötüsü, bu minvalde düşünen bireyleri karamsar olarak nitelendirmeleri. Hayattan keyif almıyormuşuz. Mutluluk nedir, haberimiz yokmuş. Bilmiyorlar ki, bana akbil basan kızın karşılığında para kabul etmeyerek beni tebessüme soktuğunu. Ya da ertesi gün sınavımız olmasına rağmen profesörün bizi bira içmeye götürüp "her şey sınav değil" dediğinde herkesden daha umutlu ve mutlu hale geldiğimi... Maksat küçük şeylerden tat almaksa, gelsinler de bir karşılaştırma yapalım. Yok ama, yapmayalım... Bu neyin yarışı zira? Herkes kendi mutluluk tanımın peşinden koşsun. Hoş, onların mutluluğu karşısındaki insaların mutsuzluğundan yola çıkarak şekilleniyor... Birileri "schadenfreude" der gibi işittim bir an.  Son olarak; umutsuzluk, mutsuzluğun "u" halidir. "u" dönüşün yasak olduğu ayrıma gelmeden ilk soldan sapalım iyisi mi...




5 Temmuz 2012 Perşembe

Hayata Pike Çeken Adam


“Mutluluk, uzun zamandır aradığım bir hissiyat. Hayatım boyunca onu bulmak için çok yol kat ettim. Şu an mutluluğa her zaman olduğundan daha yakınım“

**

Bilardo salonlarının yerin bir kat aşağısında olması tesadüf değildir. Loş bir ışık altında çıkan sigara dumanı, çoğu zaman hayattan siyah beyaz kareleri gözler önüne serer. Tıpkı Snooker’da da olduğu gibi… Gömlek, yelek ve papyon kuşanan isteka virtüözlerinin derinlerinde, aslında badirelerle dolu bir hayat vardır. Hayata istekayla çomak sokanların varoluş sporudur Snooker.

**

İsmini dahi bilmediğiniz bir spor dalıyla ilk tanışmanız o sporu en iyi icra edenlere denk gelirse, yeni takıntınıza hoş geldin diyebilirsiniz. 2004’te elime televizyon kumandasını alıp kanalı değiştirdiğim anda, o yeşil çuhanın beni böylesine içine çekeceğini düşünmemiştim. Bir tarafta Steven Hendry, bir tarafta Ronnie O’Sullivan yazıyordu, şahit olduğum ilk Snooker karşılaşmasında. Spiker, O’Sullivan’ı o dönemin belki de en formda futbolcusu Thierry Henry’e benzettiğinde ise ifla olmaz bir Gunner olarak tarafımı seçmiştim bile. Bilmiyordum sarışın olanın bu sporun en başarılı ismi olduğunu. Farklı iki karakterin maçını izliyordum. O’Sullivan tırnaklarını yiyor, değişik jest ve mimiklerde bulunuyordu. Doğal bir yetenek gibiydi. Onu destekleyerek iyi bir seçim yaptığımı düşünüyordum. Bir sonraki maçını da takip ettim. Ondan sonrakini de, ondan sonrakini de…

**

Her sporcunun ailesinde onu destekleyen bir yakını, diğerlerine nazaran daha sıkı bir bağ kurduğu akrabası vardır. Ronnie için bu figür babasından başkası değildi. "Sex Shop" zincirleri sahibi babası, elde ettiği geliri onun amaçları doğrultusunda kullanmak yerine, binlerce dolara mal olan bir Snooker Masası’nı evine alarak değerlendirmeyi seçmişti. Küçük Ronnie, okuldan geldiğinde bu masada antrenman yapıyor, kimi zamansa babasıyla dışarı çıkıp oynuyordu. Rakipleri “School of Excellence” okullarından mezunken, o kulüplerde yetişmiş bir isimdi. Henüz 15 yaşında ilk maksimum serisine ulaşan Ronnie, 18'ine vardığında çoktan profesyonelliğe adım atmıştı bile. Onu izleyen herkes bir gün Dünya Şampiyonu olacağını tahmin ediyordu. Babası, onu daha önce 6 kez Crucible kazanan Ray Reardon'a emanet ederek bu yolu daha da kolaylaştırıyor gibiydi. Ray, ona taktik yardımdan ziyade bir arkadaşlık, Ronnie'nin babasıyla oluşturduğuna benzer bir yakınlık gösterdi. İşler tıkırındaydı, ta ki 1992 yılına kadar... Yaşantısı üzerinde en büyük etkiye sahip olan babası, bir barda, arkadaşıyla girdiği münakaşa sonucunda bıçaklayarak adam öldürmek suçundan 18 yıl hapse çarptırılmıştı. Ronnie, sağ yanağına bir tokat yemiş gibi hissediyordu. Bu büyük darbeye rağmen yılmadı, yıkılmadı. Her fırsatını bulduğunda babasını ziyarete giden Ronnie, 1993’te Birleşik Krallık Şampiyonası’nı kazandı. Fakat bu sefer de annesi, vergi kaçakçılığı suçundan bir yıl demir parmaklılar arkasında kalmaya mahkûm edilmişti. Tokatın acısı ve sıcaklığı bu sefer sol yanağındaydı. Genç Ronnie yapayalnızdı. Bir yandan küçük kız kardeşine bakıyor, bir yandan da babasının işlerini yoluna koymaya çalışıyordu. Bunlarla baş etmekte zorlanan büyük yetenek, kendini alkol ve uyuşturucudan alıkoymayı ise başaramamıştı. Depresyon tedavisi içi seanslar çoktan başlamıştı. Kariyerinde çıktığı ilk 38 maçını kazana bu adam, 1997 yılı Dünya Şampiyonası'nda ise imkansızı başarıyor, sadece 5 dakika 20 saniyede en yüksek seri olan 147'ye ulaşarak "Roket" ünvanının sahibi oluyordu. Hayatın kendisinden aldıklarını masadaki toplardan ve paketlerden çıkarıyordu adeta. Mental olarak iyileşebilmiş değildi yine de. 1998 Irish Masters'ta küçüklüğünden beri örnek aldığı isim olan Ken Doherty'yle karşılaşmış, ancak yapılan testler sonucunda kanında marihuana bulunmuştu. Yeniden ayağa kalkmanın zamanının geldiğini hissediyordu Ronnie. 2001'de Crucible'da mutlu sona ulaşarak değiştiğinin sinyallerini veriyor, en iyi olma yolunda önüne çıkan tüm engelleri aşmakta kararlı olduğunu gösteriyordu. Kendisi o yıllar yaşadığı dönüşümü şu sözlerle anlatmıştı: "Huzur... Birçok kez mutsuz oldum. 2001'de ise ruhsal bir dönüşüm yaşadım. Hayata farkı açılardan bakıp da arayış halinde olmayı bıraktım. Dümdüz gidiyorum artık. Bazen sol elle oynuyorum, bazense Budist bir merkezde bulunmak istiyorum."


Bir diş doktorunun ona verdiği "The Power of Now" kitabı hayatını değiştirmişti belki de. Ne hissettiğinin, ne yapmasını gerektiğinin daha da farkında olan birine dönüşmüştü. Canı sıkılınca maçı bırakıyor, istekasını küçük bir çocuğa veriyor, maç sırasında havlusuyla başını örterek uyukluyordu. Budizm ile Müslümanlık arasında gidip geldiği bile konuşuldu. Bir yandan Prozac kullandığını itiraf ediyor, bir yandan da emeklilik kelimesini ağzından düşürmüyordu.

**

İnsanlar sporu eğlenceli olduğu için yapmazlar. Herhangi bir atlete sorun; çoğu, sporu sevmediğini söyleyecektir, fakat onsuz da yapamayacaklarının farkındadırlar. Sevgi-Nefret ilişkisi gibi... Antrenman için, iki çift ayakkabı için, koçları için, uzun otobüs yolcukları için, davetler için yaşarlar. Onlardan nefret ettikleri gibi onları takdir etmesini de bilirler. Karşılarındakini yenilgiye uğrattıklarında ekstradan yaptıkları iki saatlik idmanın buna değeceğinden haberdardırlar. Antrenman sırasında kafalarının içlerinde söyledikleri şarkı için yaşarlar. Takımın diğer elemanlarıyla aile olmak için, mücadele için, acı için yaşarlar. Biz neysek, sporcular da budur.

**

Bipolar bozukluk, Roket’in yakasını hiçbir zaman bırakmayacak olsa da, o; tutkuyla bağlandığı spora sarılmasını her defasında başaran bir isim. Çünkü o, işi doğru yapanlardan değil; doğru işi yapanlardan. Bu yıl Dünya Şampiyonası'nda zafere ulaşarak Crucible'daki 4.kupasını kaldırdı ve bir süre dinlenmek istediğini açıkladı. Alex Higgins, Steve Davis ve daha nice efsanelerin yer aldığı bu oyunu farklı bir seviyeye taşıdı Ronnie. Damien Hirst'e göre Snooker’ın Picasso'su o. Tüm engellere rağmen hayata dimdik kafa tutuyor. Ülkemizdeki o meşhur uyarı tabelalarında yazdığı gibi tüm zorluklara istekasıyla pike çekiyor. Son sözü Roket'e göre Snooker tarihinin gördüğü en başarılı isim olan Stephen Hendry'e bırakalım: "O, en yeteneklisi. Eğer kafasını oyuna vermişse ne yaparsanız yapın yenemezsiniz. Bu oyunda Ronnie ve diğerleri vardır..."