15 Şubat 2026 Pazar

Derdini Bul

Ahmet'te bel fıtığı vardı. Ağrısı çok olduğundan kimseyi dinlediği yoktu. Aklı da kalbi de belinde atıyordu. Dolayısıyla site yönetiminin vereceği aidat kararı umrunda değildi. Doktor doktor geziyordu ama çare bulamıyordu. Bulamıyordu çünkü, her doktor farklı konuşuyordu. Tıbbın yoruma açık olduğu aklına gelmezdi. Ama Türkiye'de her şey yoruma açıktı. En çok da insan hayatı.

Salih sürekli hesap yapıyordu. Aylık geliri, aylık gideri, primi, avansı, faizi... Fakat hesap hiçbir zaman tutmuyordu. Giderin, gelire göre hızla arttığı enflasyon döneminde ek gelir elde etmenin peşindeydi. Fikir işlerdi, ama zaman yoktu. Rutini zaten günün 16 saatini kaplıyordu. Geriye bir tek pazar kalıyordu. O yüzden toplantıdaki soruların yakınından bile geçmedi.

Ayşe ikide bir telefonuna bakıyordu. Bir çocuk jimnastikte, bir çocuk basketboldaydı. Basketbolda olan arıza çıkarmış, gelin alın diyorlardı. Ne işim var benim site toplantısında der gibi boşluğa bakıp plan yapıyordu. Kocası iş seyahatindeydi. Bakıcı hastaydı. Akrabalar uzakta. Ayşe biraz daha burada kalsa cinnet geçirecek gibiydi. Bir pazarı vardı, onu da çocuklar için harcayacaktı. Fakat site sakinlerinin verdiği çoğunluk karara da uymak zorundaydı. Sitede oturmak demek, kurallara uymak demekti.

Hulusi o günkü toplantının en katılımcı üyesiydi. Adam cebimden çıkacak beş kuruşun hesabını yapan inanılmaz obsesif bir karakterdi. Havuzun, peyzajın, güvenliğin maliyetini her bir detayına kadar hesaplayıp görüş bildiriyordu. Onun için para, namus meselesiydi. Bu pazar sabahının en önemli konusu buydu. Kim ölmüş, kim kalmış, ne olmuş, ne bitmiş umrunda değildi. Aidat, onun düşündüğü gibi belirlenmeliydi.

Halim tüm kalabalığa ve sese rağmen açmış kitap okuyordu. Sanki milletle dalga geçer gibi elinde Jean-Jacques Rousseau'dan Toplum Sözleşmesi vardı. Düzene, nizama uyan; birlik olan romantik bir toplum düzeni... Akademisyen abimiz için hayatta her şey teoriden ibaretti. Katılımcılık, aidat falan önemliydi elbet ama bir taraftan da böyle bir toplantı hem değersizdi hem de zaman kaybı. İnsan dediğin her dakika okumalıydı, her an öğrenmeliydi. Kitaplar Halim'in kutsalıydı, o üç kitap hariç...

Sevim elinde iki adet şiş, torunlara atkı örüyordu. Şubat ayıydı. Maazallah torunlar hastalanırsa, kahrolurdu. Torunlar, sırf atkı örme işi geç kaldı diye hastalanabilirdi. Atkı, torunların bağışıklık sisteminin en mühim kalkanıydı. O şişleri bir saatlik toplantı için bırakamazdı. Toplantı da neydi ki... Hayat, varsa yoksa torunlardı. Torunlar aşağı, torunlar yukarı...

Kader, elinde ayna, dudağının tam üstünde çıkan sivilceyi kapatma derdindeydi. Bir şeyler sürüyor, beğenmiyor, aynanın açısını değiştiriyor bir şeyler daha sürüyordu. Kader, toplantı odasına girmeden parfüm kokusu toplantıya katılmıştı bile. Ayaklarda topuklu, tırnaklar ojeli, saçlar yapılıydı. Sivilceye acil çare bulmalıydı. Evet, her şey kaderdi ama ne demişler, güzelliğine güvenme bir sivilce yeter...

Koray günün en renkli simasıydı. Yerinde duramıyordu. Kafasında sarı lacivert şapka, üstünde forma vardı. Buradan çıktığı gibi stadın yanına fırlayacaktı. Önce iki bira, üstüne bir iki de vodka. Bugün günlerden pazar değil, Fenerbahçe'ydi. Fener iki tane atsın da, aidat kaç olursa olsun.

Aydın, sitenin en mutedil insanlarından biriydi. Efendi bir tipti ama kimsenin onu iki dakikadan fazla ciddiye aldığı da yoktu. Okuduğu mühendisliği her fırsatta büyük bir gururla anlatırdı. Son teknolojiyi takip etmeye çalışır, günümüz insanının çağa ayak uydurmasına önem verirdi. Ona göre Chat GPT kullanmak büyük bir modernizmdi. Hayatta yapacağı her şeyi yapay zekaya sorardı. Bugün kaç saat uyumalıyım, bugün ne yemeliyim, bunun hakkında sen düşünürsün... E tabii ki haliyle, site yöneticisine doğru el kaldırıp, bir fikrim var, aidat konusunu Chat GPT'ye sormalıyız dedi...

Serkan, bir an olsun telefonu elinden bırakmadı. Arkadaşıyla birlikte, iki üniversite öğrencisi bir evi paylaşıyordu. Aidat, muhtemelen aileler tarafından ödenecekti. O yüzden, belirlenecek rakam, onlar için ailelere tebliğ edilecek bir haberden ibaretti. Önce, perşembe günü izleyemediği mafya dizisini bitirdi. Ardından Ninja Fruit açıp cebinde iki bin TL'yi iki katlarsamın hesabını yaptı. Yüz ifadesine bakılırsa, o iki bin TL'yi de kaybetmişti.

Ve son olarak İrfan. Yanında getirdiği gitarı sehpa yapmış, elindeki kalemle sürekli olarak not defterine bir şeyler yazıyordu. Toplantı boyunca hiç konuşmadı. Dinledi mi, ondan da emin değilim ama sürekli yazdı. Site yöneticisi ayağa kalkıp, iki saatin sonunda 'site aidatı enflasyon oranında artırılmak üzere karar verilmiştir' dedi. Herkes, sanki ders zili çalmışçasına kapıdan koşarak kaçtı. İrfan oturuyordu. Bir iki akort yaptı. Gitarı eline aldı. Not defterini sol dizin üstüne koydu. Bir nefes aldı. Önce ıslık çaldı. Ardından söylemeye başladı:

Derdini sayıkla dur, ayıkla dur, nedir ederi...