İlanı gördüğümde acı acı güldüğümü hatırlıyorum. Bisikletten inip uzun süre düşündüm. Bir ağaca yaslanmıştım. Bu bir mizah mıydı yoksa gerçeğin ta kendisi miydi, emin değildim. İkisi aynı anda da geçerli olabilirdi. Yaklaşık 15 dakika orada öylece kalakalmıştım. Sonra yoluma devam ettim. Eski oturduğum mahalleden geçtim. Kiracı olmak hep çok zordu. Önceden ev yoktu. Şimdi ev çok ama insan yok. İnsan çok da, iyisi yok. Hele de ev sahibinle aynı apartmanda oturuyorsan, vay haline. Yeri gelir, bahçesindeki muşmulayı bile yedirtmez sana. Ama bazısı vardır ki bir tas yemeğini paylaşır. Bozuldu dünya. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Oksijen maskesini önce kendisine takması gerektiğini anladı artık insanlar. Anladı ama sonrasında birine yardım etmek için değil, tek başına da olsa hayatta kalmak için. Ölmemek uğruna dünyadaki son kalan birey olmaya razı herkes. 2000'lerden sonra müthiş bir bencillik yakaladı vücutları. Ekonomi herkesin dengesini altüst etti. Para hırsı bir kanserden beter yayıldı mülk sahipleri arasında. İyi insanları mumla arar oldu herkes. İyiyi gören çamurda altın bulmuşa dönüyor resmen. Yalan söyleyemeyen, paylaşan, yüzü gülen insan bulmak imkânsıza yakın neredeyse. Tüm bunları seri halde kafamdan geçirdiğim o an anladım gördüğüm ilandaki detayı. Kiracı, muhtemelen dünya üzerinde nesli hızla tükenen bir ev sahibine denk gelmişti. Kirayı vicdanına uygun artıran, her dakika seni rahatsız etmeyen, sen açken tok uyuyamayan, aynı havayı soluduğunu hissettiren, bu gezegenden bir ev sahibi olmalıydı bu. Üstelik ev eşyalıydı. Girip hemen oturulabilecek durumdaydı. Tam bir paket programdı. Muhtemelen içerideki kiracının tayini çıkmıştı. Hiç gitmek istemiyordu ama çaresi yoktu. Biliyordu ki bu ev sahibini, bu evi gittiği yerde bulamayacaktı. Hatta bulamayacağından adı gibi emindi. Ve bu iyi ev sahipleri artık emlak piyasasının en talep gören değeri haline gelmişlerdi. Evden daha önemliydiler. Bu yüzden taşınacak olan kiracı devir parası peşindeydi. İyiye nadiren denk gelmenin geçer akçe olduğunu, bunu nakde dönüştürebileceğini düşündü. Herkes iyiye hasretti. Bu dünyadaki en kısa öyküyü Hemingway yazmıştı, "Satılık bebek ayakkabıları. Hiç giyilmemiş", demişti. Bu kadar az kelimeyle, böyle derinlemesine nasıl becerdin be adam diye yıllarca üzerine konuştuk. Ta ki bu ilana kadar. Bu dünyanın kısa ve hakiki yeni bir öyküsü vardı: Devren Kiralık Ev.
